Popüler Yayınlar

7 Ekim 2016 Cuma

Nerden Geldik, Nereye Gidiyoruz?

13,7 milyar yıl önce evren oluştu. Önce hiçlikte atomdan milyonlarca kat daha küçük bir nokta belirdi. Sıcaklığı yüz milyar derecenin üzerindeydi. Süper bir kuvvet barındıran bu inanılmaz yoğunluktaki tanecik bir saniyede güneş sistemimizin büyüklüğüne ulaştı.  Yani ışık hızından daha hızlı bir şekilde genişlemişti. Bilim adamları buna Big Bang dediler. İlk bir saniyesi içinde tanecik genişlerken süper kuvvet dört temel kuvvete dönüştü ve enerji olarak dağılmaya başladı. Genişleme hızı ışık hızının karesine ulaşınca (E=MxC2) enerjinin bir kısmı maddeye dönüştü. Ama bu maddeler atom altı parçacıklardı, yani henüz atom bile oluşmamıştı. Birinci saniyesinde güneş sistemimizin büyüklüğüne ulaşan bebek evren hala çok sıcak ve yoğundu. Adeta bir yıldız gibi idi. Sıcaklığı 10 milyar derecenin üzerindeydi. Yüz saniye sonra bebek evren Samanyolu galaksimiz boyutuna ulaştı. Ama henüz evrende ne bir yıldız, ne bir gezegen, ne de bir göktaşı vardı. Bunların olabilmesi için yoğun olan evren daha da genişlemeli ve soğumalıydı.
Not: Evrende serbest halde dolaşan atom altı parçacıklar 3 kuvvetin etkisiyle bir araya gelebilmişlerdir. Bu kuvvetlerden biri zayıf çekirdek kuvveti, diğeri güçlü çekirdek kuvveti, en sonuncusu da elektromanyetik kuvvetti. Bu 3 kuvvet sonradan oluşacak atomları da bir arada tutan kuvvetler olacaktı. Atom altı parçacıklar ve atomlar çok küçük olduklarından dördüncü kuvvet olan kütle çekim kuvveti henüz onlara etki etmeyecekti.

13,5 milyar yıl önce ilk yıldız oluştu. Öncesinde hidrojen atomları evrenin bazı yerlerinde kümelenmeye başlamıştı. Bu bulutumsu hidrojen kümelerinden biri daha da yoğunlaşmaya ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Bu dönüş hidrojen ve helyum atomlarını birbirine daha fazla yaklaşmalarını ve sürtünmelerini sağladı. Bulutumsu küme artık parlayan bir küreydi. Merkeze doğru iyice sıkışan atomlar kaynamaya ve bozunmaya başladı. Aşırı basınç ve sıcaklık etkisiyle parçalanan atomlardan etrafa saçılan protonlardan bazıları nötrona dönüşüyordu. Bu sırada kürenin içinde yeni yeni atomlar oluşuyor ve parçalanıyordu.  Hidrojen ve helyumdan oluşan, ısı ve ışık yayan bu güneş, evrenin ilk yıldızıydı. Evrenin her yerinde böyle yıldızlar meydana geldi. Yıldızların hepsinin kütle çekim kuvveti vardı.
Not 1: Yıldızlardan sıcaklığı ve yoğunluğu hafif olanlar sönerken uzaya hidrojen ve helyum atomları ile az miktarda diğer hafif atomları saçarlar. Sıcaklığı ve yoğunluğu yüksek olanlar ise evrene hidrojen ve helyumdan daha ağır olan atomları (örneğin; karbon, oksijen, demir, kükürt, azot, karbon, fosfat…vb) saçarlar.
Not 2: Hafif atomlar hariç, dünyadaki ve evrendeki diğer tüm atomlar yıldızlar tarafından oluşturulmuştur. Sadece hidrojen ve helyum yakan yıldızlar parlarken ve sönerken uzaya adeta bir toz gibi diğer atomları saçarlar. Dünya da, bizler de bu yıldız tozlarından oluştuk. 

13,2 milyar yıl önce samanyolu galaksisi oluştu. Samanyolu galaksisinde 200 milyarın üzerinde yıldız ve 1 trilyona yakın gezegen vardır. Güneşimiz ve dünya Samanyolu Galaksisinin bir parçasıdır.
Not 1: Şimdiki gözlemlerimize göre evrende yaklaşık 2 trilyon galaksi bulunmaktadır.
Not 2: Bilim adamları Samanyolu galaksisinin merkezinde kara delik olabileceğini düşünüyor. Ama merak etmeyin, olay ufkundan uzak olduğumuz için dünyamız ve güneş sistemimiz kara deliğin içine düşmeyecek.

4,6 milyar yıl önce güneş, dünya ve ay tahminen 10’ar milyon yıl arayla oluştu. O dönemde dünya kendi ekseni etrafında bugünkünden daha hızlı döndüğü için bir gün yaklaşık 15 saat sürüyordu.
Not: Dünyanın oluşmasından kısa bir süre sonra Merih büyüklüğünde bir gezegenimsi eriyik haldeki dünyaya çarptı ve içine girdi. Bu çarpışma sonucunda çok büyük kütle uzaya savruldu ve dünyanın etrafında bir disk oluşturdu. Kısa sürede bu diskteki materyaller bir araya gelerek ayı meydana getirdi. 1,5 milyar yıl içinde ayın çekirdeği tamamen soğudu ve o günden bu güne ayda hiç jeolojik faaliyet gerçekleşmedi.  

4,5 milyar yıl önce dünya üzerinde atmosfer, okyanuslar ve karalar (kayalar demek daha doğru olur) oluştu. Öncesinde dünya yüzeyi eriyik maddeler ile kaplıydı. Eriyik maddelerden çıkan zehirli gazlar kara bulutlu bir atmosfer oluşturdu. Sonrasında yağmurlar yağdı, okyanuslar oluştu. Yağmur döngüsü ve okyanuslar sayesinde dünyanın eriyik yüzeyi soğudu. Deniz seviyesinin üzerinde kalan yerler karaları oluşturdu. Dünyanın atmosferinde karbon dioksit, nitrojen (azot), hidrojen sülfit, kükürt dioksit, metan ve amonyak benzeri atomlar ve kimyasal moleküller bulunuyordu. 

4,2 milyar yıl önce havadaki kimyasal moleküllerin konsantrasyonu yıldırımların ve radyasyonun da etkisiyle organik bir sis tabakası oluşturdu. Yani yaşamın temel yapı taşlarından olan amino asitler atmosferde oluşmuştu. Yağmurların etkisiyle yeryüzüne amino asitler iniyordu.
Not 1: Amino asitler organik bileşiklerdir. Organik bileşikler karbon elementi içerir. Karbon elementi içermeyen kimyasal bileşiklere inorganik bileşikler deriz. Yeryüzündeki tüm canlılar karbon elementi içerir. Karbon atomu olmasaydı yeryüzünde canlılık olmazdı.
Not 2: En temel organik bileşiklerden olan amino asitler uzayda da oluşabilmektedir. Dünyamıza düşen asteroitlerde 50’den fazla amino asit türü bulunmuştur. Bunların 19 tanesi dünyamızda da mevcuttur.
Not 3: Günümüzde laboratuvarlarda amino asit tipi organik bileşikler kolayca üretilebilmektedir. Bkz: Miller-Urey Deneyi
Not 4: Amino asitler RNA ve DNA’nın yapı taşlarındandır.

4 milyar yıl önce Sığ sularda biriken amino asitler ve diğer moleküllerden bazıları organik oluşuma dönüştü. Bu organik oluşum, çevresinde bulunan ortamla olan yoğunluk farklılığının yüzey gerilimi sayesinde bir arada duruyordu ve dağılmıyordu. Kimyasal moleküllerin kendi kendilerine yapısallaşma özeliklerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu organik oluşumun metabolik faaliyeti yoktu. Yani enerjiyi ne üretebilir ne de kullanabilirlerdi, ne büyür ne çoğalabilirlerdi, günümüzdeki tek hücreli canlıların özelliklerinden hiçbiri yoktu onlarda. Ama bir arada olma özelliği gösteriyorlardı. Etrafındaki diğer sıvılara karışmıyorlardı. Bu mikroskobik oluşumlar ileride ilkel tek hücrelilerin evleri olacaklardı.

3,9 milyar yıl önce sığ sularda (çamurlu, balçıklı ortamlarda) bolca bulunan organik oluşumlardan bazıları döngüsel kimyasal tepkimeler vermeye başladı. İçinde bulundukları zengin ortamdan içlerine molekül çekiyor, sentezliyor ve enerji açığa çıkarıyorlardı. Organik oluşum artık protoplazmaya dönüşmüştü. Koyu kıvamlı bu metabolik organizma bir canlıdan çok motora benziyordu. Enerji tüketiyor ve üretiyordu. Enerji alışverişi olmasına rağmen bu mikroskobik protoplazmaya henüz tek hücreli bir canlı denemezdi. Çünkü ne zarı, ne organcıkları (organelleri) ne de DNA’sı vardı. Üstelik ne üreyebiliyor, ne de çoğalabiliyordu. İçinde bulundukları ortam bozulasıya kadar yaşıyorlardı. Bazılarının ömrü saniyelerce, bazılarının ise yıllarca sürüyordu.  

3,8 milyar yıl önce protoplazmadan ibaret metabolik organizmalardan bazılarının içinde karbon, fosfor ve azottan oluşan bir molekül zinciri oluştu. Bu uzun amino asit zincirine sahip molekül protoplazmayı düzenlemeye ve kontrol etmeye başladı. Kendini korumaya eğilimli olan bu molekül protoplazma damlasının etrafının bir zarla örülmesini sağladı. Protoplazmanın kimyasal sentezleme için seçici ve verimli olmasını sağladı. Protoplazmayı yöneten ve hücreye dönüştüren bu molekül zinciri tahmin edeceğiniz gibi DNA idi. Hücre içinde elverişli ortam bulan DNA uzamaya başladı ve sonra büzüşerek kromozoma dönüştü. Ardından kendini kopyalayarak hücrenin içinde iki ayrı uca yerleşti. DNA hücre içinde sıkışmamak için hücreyi bölünmeye zorladı.
Not 1: Bir zara sahip olan, içindeki koyu kıvamlı sıvıda (protoplazmada) DNA, RNA ve az sayıda/türde organcık barındıran, bölünerek çoğalan bu çekirdeksiz tek hücrelilere Prokaryot denir. Günümüzde de Prokaryotlar vardır ve doğada genelde tek hücreli canlı olarak yaşarlar. Prokaryotların çok hücreli yaşam formu oluşturmasına doğada nadiren rastlanır. Tek hücreli prokaryotların günümüz temsilcileri bakteriler ve arkelerdir.
Not 2: Prokaryotlar basit yapılı ilkel hücrelerdir, buna karşılık olarak Ökaryotlar karmaşık hücrelerdir. İnsan, hayvan ve bitki hücreleri Ökaryot hücrelerdir. Ökaryot hücreler, prokaryot hücrelerden çok sonra (yaklaşık 2 milyar yıl sonra) oluşacaktır.  
Not 3: Vücudumuz 100 trilyon çekirdekli hücreden (ökaryot) oluşmuştur ama 1 katrilyon çekirdeksiz hücreye (prokaryot/bakteri) ev sahipliği yapmaktadır.
Not 4: Bazı bilim adamları yaptıkları deneyler ışığında dünyadaki atmosferin oluşmasından sonra havadaki organik sisin içinde DNA ve RNA zincirlerinin oluştuğunu, sığ sularda da kimyasal çorbadan protoplazma taneciklerinin oluştuğunu düşünüyor. Onlara göre; havadan suya düşen DNA ve RNA’lar, sudaki protoplazmaların içine sızarak Prokaryot hücreleri meydana getirmiş olabilirler. Bu hipotezin en büyük kanıtı olarak Virüsler gösterilmektedir.  
Not 5: Virüsler biyolojik varlık olmalarına rağmen canlı kategorisinde değildirler. Yaşamın kıyısında olan organizmalar olarak adlandırılan virüslerin herhangi bir organalleri ve metabolik aktiveteleri yoktur. Ne prokaryot, ne de ökaryot sınıfındadırlar. Ama içlerinde DNA veya RNA bulundururlar. Virüsler bir hücreye tutunduklarında harekete geçerler. Virüsler sahip oldukları DNA veya RNA’larını tutundukları hücreye transfer edip simbiyotik olarak yaşamaya başlarlar. En son yapılan araştırmalardan birinde bir tür prokaryot hücrenin bir virüs türünden evrimleştiği saptanmıştır. 
Not 6: Hayatın devamlılığı için kendini ve içinde bulunduğu hücreyi kopyalayarak çoğalan/üreyen DNA’da yaşanan gelişmeler, hasarlar, kombinasyonlar ve mutasyonlar sonraki kuşaklara geçerek evrimin oluşmasına sebep olur.
Not 7: Günümüzde laboratuvarlarda yapay DNA üretilebilmekte ve doğal hücrenin içindeki DNA ile değiştirilebilmektedir. Yapay DNA hücreyi kontrolü altına alıp mitoz bölünme ile çoğalabilmektedir.

3,6 milyar yıl önce ilk süper kıta ortaya çıktı. (Bildiğiniz gibi dünyanın dış tabakası levhalardan oluşur ve bu levhalar sürekli hareket halindedir.) Okyanuslar oluştuktan sonra levha hareketliliği sayesinde karalar batıyor, çıkıyor, hareket ediyor, bir araya geliyor, süper kıtayı oluşturuyor ve sonra yeniden dağılıyordu. Bu döngü sayesinde günümüze kadar yüz milyonlarca yıl aralıklarla 7 süper kıta meydana gelmiş ve sonra dağılmıştır. (Son süper kıta günümüzden 300 milyon yıl önce oluşmuş ve bugünkü kıtalarımızı oluşturmak üzere 175 milyon yıl önce dağılmaya başlamıştır.)

3,5 milyar yıl önce bir tür siyanobakteri birikimi olan stromatolitler sığ suların olduğu her yeri kapladı. Yunanca taş örtüsü anlamına gelen stromatolitler, mikro organizmaların koloni halinde ve katmanlı olarak yaşama eğiliminden doğmuştu.  

3 milyar yıl önce fotosentez yapabilen (yani oksijen salan) prokaryotlar ortaya çıktı. Bu basit tek hücreli canlılar atmosferdeki zehirli gazları ve karbondioksiti emip, oksijen salıyorlardı.

2 milyar yıl önce atmosferde zehirli gazlar azaldı ve oksijen arttı. Artık uzaydan bakılınca mavi bir gezegendik. Ama henüz yeşil alanlarımız yoktu. 

1,5 milyar yıl önce sığ sularda ilk modern tek hücreli canlı ortaya çıktı. Bu tek hücrelinin dış zarının içinde protoplazma yerine sitoplazma vardı. Sitoplazmanın içinde birçok organcık ve ortasında hücre çekirdeği vardı. DNA sarmalı bu çekirdeğin içindeydi. Yani DNA kendini daha da koruma altına almıştı. Çekirdeğinden dolayı Ökaryot denen bu tek hücrelilerden bazıları kendibeslek (cansız maddelerle beslenen), bazıları da karşıbeslek (canlılarla beslenen) idi.  Bazıları oksijen tüketiyordu, bazıları da oksijen üretiyordu. Ökaryot hücreler mitoz bölünmeyle çoğalıyordu.
Not 1: Ökaryot hücre; birbirini yutan ve simbiyotik (birbirinden faydalanan) bir yaşam formuna dönüşen prokaryot hücrelerin marifeti olabilir. Çünkü ökaryot hücrenin içinde bulunan çekirdek, mitokondri, ribozom, kloraplast gibi organcıkları prokaryot hücrelere benzemektedir.
Not 2: Ökaryot hücreler prokaryot hücrelere göre daha gelişmiş canlılardır. Bu gelişmişlikleri ileride dünyanın çehresini değiştirecektir.

1,4 milyar yıl önce ilk çok hücreli canlılar oluştu. Bazı ökaryot canlılar (çekirdekli tek hücreliler) koloniler oluşturarak beraber yaşamaya, sıkı işbirliği yapmaya ve tek bir canlı gibi davranmaya başladı. Artık dip dibe kenetlenerek yaşıyor ve işbölümü yapıyorlardı. Birbirlerini her anlamda destekliyorlardı. Bazıları görevi/konumu gereği fiziksel özelliklerinden vaz geçerken bazıları da görevi/konumu gereği yeni fiziksel özellikler kazanıyordu. Belli bir süre sonra topyekûn davranan çok hücreli organizmaya dönüştüler. Bu organizmalardaki hücreler DNA’larında bulunan genlerde şifrelenen görev ve konumlarına uygun olarak bölünerek çoğalıyor ve yenileniyordu.
Not 1: Sadece ökaryotlar değil, bazı prokaryotlar da çok hücreli yaşama geçebilmiştir.
Not 2: Ökaryot canlılar henüz mitoz bölünme ile çoğalıyorlar ve/veya ürüyorlardı. Mitoz bölünme bir hücrenin kendi içindeki materyalleri kopyalamasıyla başlıyor ve her bir kopya hücre içinde farklı kutuplara doğru ilerliyor, ardından hücre ikiye bölünüyordu. 

1,3 milyar yıl önce ilk su yosunları (algler) ortaya çıktı. Ne hayvan ve ne bitki sınıfından olan su yosunlarının bazıları tek hücreliydi, bazıları çok hücreli. Su yosunları kendibeslekti. Yani etrafındaki cansız maddelerden, ısıdan ve ışıktan beslenerek enerji elde ediyordu. Çoğu fotosentez yapıyordu.  
Not: Tek hücreli olan su yosunlarından bazıları zamanla planktonlara evrildi. Bu planktonlardan bazıları hayvanımsı, bazıları da bitkimsi olacaktı. Bugün atmosferimizdeki oksijenin % 80 inden fazlasını okyanuslardaki tek hücreli ökaryot canlılar olan fitoplanktonlar (bitkimsi planktonlar) yapmaktadırlar.

1,2 milyar yıl önce ökaryot canlılar eşey (mayoz) bölünme yapmaya başladılar. Bir bölgede mitoz bölünmeyle var olagelmiş bir ökaryot canlı topluluğunun genlerindeki bozukluk sebebiyle tam bölünme gerçekleşmedi. Ortaya yarım yamalak hücreler çıktı. Bu yarım yamalak hücrelerden ikisi tesadüfen eşleşmeyi başardı ve tek hücre haline geldi. Tek hücreli bu ökaryot canlı artık mitoz değil mayoz bölünme yaparak çoğalmaya başlamıştı. Ortaya çıkaracağı kendi yarım yamalak hücresini en doğru yarım yamalak hücreyle birleştirmek için en doğru ökaryot hücreyi bulmaya çalışıyordu. Bu seçici davranış ileride cinsiyeti oluşturacaktı.
Not: Prokaryot canlılar mayoz bölünme yapamazlar, sadece mitoz bölünme ile çoğalırlar.

900 milyon yıl önce çok hücreli hayvanımsı canlılar ortaya çıktı. O dönemde tüm canlı hayat hala sudaydı ve deniz dibine tutunan bitkilere benziyorlardı. (Bu hayvanımsı canlılar yumuşak dokulu, peltemsi yapılı ve omurgasız idiler. Bu yapılarından dolayı öldükten hemen sonra çürürler veya diğer canlıların yemi olurlar ve dolayısıyla fosillerine yeryüzü katmanlarında çok ender rastlanır.)  

800 milyon yıl önce dünya soğudu, Her yer kar ve buzla kaplandı. Uzaydan bakınca dünya adeta kartopuna benziyordu. Ama bu durum denizdeki yaşamı olumsuz etkilemedi. Kartopu hali 200 milyon yıl sürdü.

550 milyon yıl önce sudaki hayvanımsı canlı çeşitliliği daha da artmıştı ve bazıları yüzmeye başlamıştı. Bazıları kendibeslekken, bazıları da karşıbeslek idi. Hayatta kalma mücadelesi yüzünden bazlılarının deri hücrelerinin belli kısımlarında ışığa duyarlı hücreler belirdi. Bu hücreler 20 milyon yıl boyunca gelişerek göze dönüştü. Gözün oluşumundan sonraki 10 milyon yıl içerisinde göze bağlı sinir hücrelerinden kafaya yakın olanları ilkel beyne dönüştü. Hayvanımsılardaki evrim ve çeşitlilik arttıkça ortaya kabuklu ve iskeletli canlılar da çıktı. İlkel balık da bu dönemde ortaya çıkmıştı.
Not 1: Salınımlı canlıların ortaya çıktığı, göze, beyne ve iskelete sahip çok farklı türlerin oluştuğu 550 ile 500 milyon yıl öncesindeki 50 milyon yıllık bu döneme Kambriyen dönemi denir. Çeşitliliğin bu kadar artması da Kambriyen Patlaması olarak adlandırılır. Kambriyen döneminden birçok fosil günümüze gelebilmiştir.
Not 2: İlk kabuklu canlılar, eklembacaklılar ve omurgalılar Kambriyen dönemde oluştular ve hepsi de su canlısı idiler.
Not 3. Kambriyen dönemdeki balıkımsı hayvanların ağzı vardı ama çeneleri ve dişleri yoktu. Yutarak avlanıyorlardı ve/veya suyu süzerek besleniyorlardı.
Not 4: 490 milyon yıl önce Kambrien döneminde ortaya çıkan canlıların %80’i bir sebeple yok oldu.

450 milyon yıl önce ilk kara bitkileri ortaya çıktı. Gelgit dalgaları sayesinde oksijenli ortamda yaşayabilecek bazı siyano bakteriler, sular tamamen çekildiğinde karada hayatta kalmayı başarabildi.
Başka bir teori: Tektonik hareketler sonucu denizin dibi üzerindeki su yosunları ve ilkel su bitkileriyle yükseldi. Bu yükselme oldukça yavaş olduğu için su yosunları ve su bitkileri karasal hayata uyum sağladı.
Bir başka teori daha: Dalgalarla karaya vuran (belki de bataklıklara sürüklenen) fitoplanktonlar karada da yaşayabilecek şekilde evrimleşebildi.

425 milyon yıl önce bazı balıklarda çene ve dişler oluştu, yüzgeçler meydana geldi. Bu onları daha iyi avcı yapmıştı.

410 milyon yıl önce eklem bacaklı bir deniz hayvanı karaya çıktı ve burada evrimleşerek böceklerin atası oldu. Böceklerin karaya ayak basması bitki türlerinin çoğalmasını ve çeşitlenmesini de sağladı.

365 milyon yıl önce omurgalı canlılardan biri (bir tür balık) ilk defa kafasını sudan dışarı çıkardı ve havayı solumaya başladı. Kafasını sudan çıkarınca, karayı da fark etti. Bol bol yeşilliklerle ve böceklerle dolu olan bu kara parçası yırtıcılarla dolu su ortamından daha güvenliydi. Havayı soluyabilen bu omurgalı canlı ara sıra karaya da çıkacaktı. Zira karnını karada da doyurabilmeye başlamıştı. Karayı ziyaret ettikçe yüzgeçleri ilkel ayaklara dönüşmeye başlayacak ve derisi kalınlaşacaktı. Ortama ayak uydurma zorunluluğu amfibik (hem suda hem karada yaşayabilen) türlerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Not: Kurbağa ilk amfibik canlıya güzel bir örnektir. Kurbağalar yumurtalarını suya bırakırlar. Yumurtadan çıkan yavrular minik balıklara benzer ve uzun bir süre su içinde yüzerler ve beslenirler. Asla suyun dışında yaşayamazlar. Belli bir süre sonra solungaçları yok olur, ciğerleri oluşur, bacakları çıkar, kuyrukları yok olur. Kurbağaya dönüştükten sonra hem karada hem suda yaşarlar.

350 milyon yıl önce bazı bitkiler daha fazla fotosentez yapabilmek için yapraklandı. Yaprak sayesinde yüzeyi fazlalaşan bitkiler artık daha fazla büyüyordu. Bunlar ağaçların ataları olacaktı.

340 milyon yıl önce karada doğan bir omurgalı canlı suyla ilişkisini tamamen kesmişti. O artık amfibik değil, kara canlısıydı ve kıtaların içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı.

330 milyon yıl önce bazı böcekler kanatlandı.

300 milyon yıl önce son süper kıta Pangea oluştu. Tektonik levha hareketleri sonucu yeryüzündeki tüm kara kütleleri bir araya toplanmıştı.  Sürüngenler de bu dönemde ortaya çıktı.

250 milyon yıl önce volkanik patlamaların sebep olduğu küresel ısınma sebebiyle türlerin %95’i yok oldu.

240 milyon yıl önce ilk kürklü canlılar tarih sahnesine çıktı.

230 milyon yıl önce dinozorlar ortaya çıktı.

200 milyon yıl önce ilk memeli hayvanlar ortaya çıktı. Sürekli dinozorlardan kaçmak ve saklanmak zorunda kalan hayvanlardan birinin genlerinde mutasyon oluştu ve yumurtlayarak bebek edinmek yerine doğurarak bebek edinmeye başladı.

175 milyon yıl önce son süper kıta Pangea dağılmaya ve günümüz kıtalarını oluşturmaya başladı.

150 milyon yıl önce gökyüzünde kuşlar görünmeye başladı. Küçük bir dinozor türü kanatlanmıştı.

130 milyon yıl önce bitkilerden bazıları çiçek açtı. Arı ve diğer uçan böcekleri kendilerine çekmek isteyen bitkiler tohumlarının etrafını renkli yapraklarla sardılar. Tohumlarını böceklere taşıtarak üremeye çalışan bitkiler her geçen gün daha güzel çiçeklere sahip oldular. 

80 milyon yıl önce ağaçlar meyve vermeye başladı. Tohumlarının etrafını lezzetli katmanlarla kaplayan ağaçlar daha fazla hayvanı kendisine çekiyordu. Hayvanlar olmuş meyveleri yiyor ve çekirdeklerini toprağa bırakıyorlardı. Böylece ağaçlar tohumlarını daha uzaklara ekerek üreme şansı buluyorlardı. Tohum olgunlaşasıya kadar etrafındaki katman acımsı ve sert olduğu için hayvanlar koparıp almıyordu. Tohum olgunlaştığında etrafındaki katman da (yani meyve) olgunlaşıyordu.

65 milyon yıl önce dinozorların nesli tükendi. Buna devasa bir asteroidin dünyaya çarpması sebep oldu. Dünyadaki hayvan türlerinin %76’sı dinozorlarla birlikte yok oldu.

56 milyon yıl önce bugünkü sincapların ve farelerin atası olan bir minik memeli hayvan diyetine meyveleri de sokmak için ağaçlara tırmandı ve ağaç tepelerini çok sevdiği için burada yaşamaya başladı.

40 milyon yıl önce ağaçlarda yaşayan minik memeli hayvanların bazıları primatlara (kuyruklu maymun benzeri küçük hayvanlar) dönüştü. Gözler kafatasının önüne kaymış, pençeler de parmaklaşmıştı. Dallarda oturabiliyorlardı. Küçük gruplar halinde yaşamaya, sosyal bir yapı oluşturmaya başlamışlardı. Ama hala minik hayvanlardı.

17 milyon yıl önce gittikçe irileşen primatlardan bazıları dalların üzerinde dört ayakla yürümek ve daldan dala sıçramak yerine, bir ağaçtan inip diğerine tırmanmaya ve elleriyle tutunarak dallarda ilerlemeye başladı. Bu yeni davranış şekli anatomilerinde değişikliğe sebep oldu: kolları uzadı, omuzları genişledi, başparmakları belirginleşti, kuyrukları yok oldu. Bu primatlardan insanların atası olacak kuyruksuz maymunlar ortaya çıktı.

7,5 milyon yıl önce Afrika’nın ortalarında bulunan büyük kuyruksuz maymunlar ataları primatlardan iskeletçe ve davranışca epey farklılaşmıştı. Artık onlar insanımsı bir primat olan Hominid idi.

6 milyon yıl önce bir hominid başka ağaca geçmek için yere indiğinde artık ellerini kullanmadan sadece ayakları üzerinde yürüyebiliyordu. Ama yine de eğik bir gövdesi vardı.

5 milyon yıl önce bir hominid türünden üç tür evrildi: şempanze, goril ve insan. (Bu üç türün genlerinin %99’u ortaktır.)  Yani hominidlerin torunlarından bazıları gelişeceklerine geriledi, sonuç olarak şempanzeye ve gorillere dönüştüler. Koşullar ve seçimler kardeşleri/kuzenleri farklı yönde evrimleştirebiliyordu. İnsanı kuzenlerinden ayıran algılama düzeyinin gelişmesiydi. Algısının gelişmesiyle birlikte insan türü, etrafındaki olgular arasında neden-sonuç ilişkileri kurmaya başlamıştır. Bu gelişim ileride beynine bir katman daha (korteks) eklenmesine neden olacaktı. 

4,4 milyon yıl önce hala ağaçlarda yaşayan kıllı insanlar daha verimli ve besleyici bir ağaçlık bölgesine ulaşmak için mevcut bölgesini terk ederek uzun düzlüklerde ilerlemeyi göze almaya ve bunu sık sık yapmaya başladı. Zorlu koşullarda hayatta kalma mücadelesi vermek beyinlerinin büyümesine neden oluyordu. Öte yandan omurgaları da eskisine nazaran daha az eğriydi. (Artık kuzenleri olan şempanze ve gorillerden iyice farklılaşmışlardı.)

3,5 milyon yıl önce düzlüklerde ilerlemede, besin toplamada ve yaşamada uzmanlaşan kıllı insanın zekası artmıştı. Yırtıcı hayvanlardan saklanmayı/kaçmayı kurgulamak, zehirli olan/olmayan bitki ve meyveleri hatırlamak zorunda olmak zeka açıcıydı. Beyinleri 600 grama ulaşmıştı. Omurgaları git gide düzleşen ve boyunları uzayan insanların gırtlaklarında bir değişim oldu ve farklı sesler çıkarabilme yeteneğini kazandılar. Bu sayede göçleri boyunca birbirleriyle daha iyi iletişim kurmaya başladılar. Ama henüz konuşma yetisine ve manası olan kelimelere sahip değildiler. 

2,3 milyon yıl önce kıllı insanların yemek menüsüne balıklar ve leşler de katıldı. Daha fazla et tüketmek hem enerjisini artırmış hem de beyninin daha da büyümesini (1100 grama ulaşmasını) sağlamıştı. Bu dönemde atalarımızın farkındalığı artıyor, sorunlardan kaçmak yerine sorunu bertaraf etmek için çözüm yolları bulmaya çalışıyordu.

2,2 milyon yıl önce kıllı insan taştan aletler (bıçak, balta…vb) yapmaya başladı. Hayvan kemiklerinin içindeki besleyici iliğe ulaşmak, kabuklu yemişleri kırmak kolaylaşmıştı. Elbette bu aletler onların silahı da olacaktı. Bazen hayvanları, bazen de birbirlerini öldürmek için kullanacaklardı. Bu keşif milattan önce 5500 yılına kadar sürecek 2,2 milyon yıllık taş devrini de başlatmış oldu.
Not: 2,2 milyon yıl süren taş devri; Kabataş, Yontmataş ve Cilalıtaş olarak 3 evreye ayrılır.

2 milyon yıl önce bugünkü insanlara da çok benzeyen Homo Habilis (yetenekli insan) ortaya çıktı. Bu tür alet kullanmayı, barınacak alan bulmayı daha iyi beceriyordu. Beyni daha büyüktü (yaklaşık 1200 gram). El becerileri daha fazla gelişmişti. Yiyecek bulmada daha yetenekliydi. Leş yerine taze et bulmanın yolunu bulmuştu: avlanmak. Grup halinde tuzak kurarak avlanıyorlardı. Duyguları anlamak ve sorgulamak bu dönemde gelişmeye başladı.  Sevgi, nefret, aşk, öfke, mutluluk, hüzün, üzüntü, sıkkınlık, gerginlik, heyecan, sevinç, korku, rahatlık ve daha nice duyguya karşı farkındalığımız arttı.  

1,8 milyon yıl önce Homo Erektus (dik duran insan) ortaya çıktı. Omurgası bizim gibi dik olan bu insan türü daha atletikti, daha hızlı ve daha uzun mesafe koşabiliyordu. Avını yoruluncaya kadar kovalıyor, soluksuz kalan hayvan yere çökünce elindeki taşla öldürüp, parçalara ayırıp ailesine taşıyordu.  Zekiydi, plan yapabiliyordu. Sopayı silah olarak kullanabiliyordu ama henüz mızrak haline getirmemişti.

1 milyon yıl önce insanoğlu doğal yollarla (şimşeklerle, orman yangınlarıyla) oluşan ateşte et, meyve ve sebze pişirmenin daha lezzetli ve faydalı bir beslenme sağladığını fark etti. Böylece ateşten kaçan değil, ateşe doğru yönelen ilk canlılar oldular.

500 bin yıl önce insanlar mızrakla avlanmaya başladılar. Birkaç bin yıl sonra da taş baltayı icat ettiler.

400 bin yıl önce insanoğlu ateş yakmayı öğrendi. Artık doğal nedenlerle ateşin çıkmasını beklemiyorlardı. Kuru ağaç dallarını birbirine sürterek ateş yakabiliyor ve ateşi kontrol altına alabiliyorlardı. Ateşin etrafında toplanmak sosyalleşmeyi ve dili geliştirdi.

350 bin yıl önce Neandertal insanı ortaya çıktı. Homo Habilis soyundan gelen bu insan türü büyük beyinli (yaklaşık 1800 gr.) olmasına rağmen gelişkin bir konuşma yetisine sahip değildi. Uzun boylu, kaslı yapılı ve dayanıklıydı. Ateşi yakabiliyor ve komplike aletler yapabiliyordu.  Afrika dışında evrilmişti, Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da görülüyordu. Ten renkleri açık koyu idi. (Neandertal insanı ile bizler 450 bin yıl önce ortak ataya sahiptik.)

200 bin yıl önce bugünkü insanlar  (Homo Sapiens, Akıllı İnsan) Afrika’da ortaya çıktı. Bugünkü insan anatomisine ve koyu tene sahiptiler. Zekiydiler. Beyinleri bizimki gibi 1400 gram civarındaydı. Farkındalıkları yüksekti. Kapsamlı işbirliği ve plan yapma yetenekleri vardı. 10-15 kişilik gruplar halinde avcı ve toplayıcı olarak yaşıyorlardı. Av hayvanlarını ve su kaynaklarını takip ederek göç ediyorlar, mağaralarda ve doğal sığınaklarda yaşıyorlardı. Hemen besin zincirinin üzerine geçtiler. Konuşma yetileri vardı ve yetkin bir dil geliştirmişlerdi. Mağara duvarlarına ve kaya üstlerine resimler çizebiliyorlardı.
Not 1: Konuşmak sorgulamayı beraberinde getirdi. Meraklı bireyler kendilerinden daha tecrübeli olanlara sürekli sorular soruyordu. Yaşadığı duyguların, tanık olduğu doğa olaylarının ve zarar gördüğü doğal afetlerin nedenselliğini çözemeyen insan, beyninin cevap bulma ısrarını dindirmek için hayal gücünün de etkisiyle uydurma cevaplar üretti.  İnsanlar, açıklayamadıkları olguların arkasında, gizemli bir “yapan” olduğu hissine kapıldı.  
Not 2: Anne tarafından geçen X kromozomu üzerinde yapılan genetik ve biyolojik araştırmalara göre ilk Homo Sapiens kadını 200 bin yıl önce ortaya çıkmıştır ve bugünkü insanlığın en eski ananesidir. 
Not 3: Homo Sapiens türü insan ortaya çıktığında Homo Neanderthalis ve Homo Floresiensis türü insanlar da yeryüzündeydi. Yani o dönemlerde aynı anda en az 3 tür insan vardı. Bunların birbiriyle karşılaşmaları çok uzun zaman aldı. Karşılaştıklarında da bazen savaştılar, bazen birlikte yaşadılar. Kız alıp vererek, Homo Sapiens türünün içinde eridiler.

170 bin yıl önce insanlar ilk defa giyindi. Buzul çağı Afrika’nın kuzeyini serinletti. Buralara göç eden insanlar öldürdükleri hayvanların derisinden (posttan) kendilerine giysiler yaptı. Yine de yarı çıplak dolaştıklarını söylemeliyiz. Kemik, taş ve deniz kabuklarından takılar ve süsler yapmaya başladılar.

100 bin yıl önce insanlar ölülerini gömmeye başladılar.

78 bin yıl önce kurulan bir ailenin babası şu anda dünyada bulunan tüm insanların büyük babasıdır. Genetik araştırmalara göre bu babadan gelen Y kromozonunu taşımaktayız.
Not: Elbette o dönemde Afrika’da daha fazla, yaklaşık 2-3 bin kadar Homo Sapiens vardı. Bunlar Afrika’ya dağılmışlardı. Hepsi türedi ve nesiller verdi ama sadece bir sülalenin nesilleri günümüze kadar dayandı.

60 bin yıl önce Afrika’nın tüm bölgelerine yayılmış olan Homo Sapiens’lerden bazıları iki koldan Ortadoğu’ya göçtü.

50 bin yıl önce Ortadoğu’dan çıkan bir grup Homo Sapiens Orta Asya’ya, diğer bir grup da Güney Asya’ya ulaştı.

45 bin yıl önce Güney Asya’daki bir grup Homo Sapiens Avustralya’ya ulaştı.

40 bin yıl önce Orta Asya’daki Homo Sapiens’lerin bir kısmı Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya, bir kısmı da Sibirya-Bering-Alaska üzerinden Kuzey Amerika’ya ulaştı. Kuzey Amerika’dakilerin Güney Amerika’ya ulaşmaları ise sadece 10 bin yıl sürdü. Homo Sapiens artık dünyanın her yerindeydi.
Not: 40 bin yıl önce Orta Asya’dan yola çıkan ve hemen hemen aynı anda Avrupa ve Amerika’ya ulaşan gruplardan Avrupalı olanlar günümüzden 624 yıl önce Amerika’daki uzak akrabalarına kavuşacak ama çoğunu katledecekti.

35 bin yıl önce insanlar oku icat ettiler. Artık avlanmak daha da kolaylaşmıştı. Yalnız bu silah terör ve yağmayı da başlatmıştı. İyi oka sahip olanlar diğer klanların yiyeceklerini ve mallarını almak veya onları kendi bölgelerinden kovmak için ok ve mızraklarla saldırıya geçiyorlardı. 

32 bin yıl önce insanlar ilk müzik aletlerini yaptılar. Demek ki, şarkı söylemeye ve dans etmeye daha önce başladılar.

30 bin yıl önce Homo Neanderthalis insanının, 15 bin yıl önce de Homo Floresiensis insanının nesli tükendi. İlk insanımsı primat olan Hominid’den günümüze (7,5 milyon yıl boyunca) yeryüzünde 100’den fazla insan türü yaşadı ve sadece Homo Sapiens olan bizler hayatta kalmayı başarabildik.

25 bin yıl önce insanlar daha sistematik inançlar kurgulamaya başladılar. Artık tapınıyorlardı ve rutin ritüeller düzenliyorlardı. Komplike bir inanca sahip olan topluluklar daha sıkı işbirliği yapıyor ve gelişiyordu. 

14 bin yıl önce insanlar başıboş dolaşan kurt yavrularına rastladı. Henüz tehlikesiz olan bu sevimli yavruları barınaklarına getirdiler. İçlerinden bazıları insanlara alıştı. İnsanların elinden beslenmeyi, insanlarla yaşamayı sevdiler. Evcil kurta sahip olmak ayrıcalık halini almıştı. İnsanlar evlerine alışabilecek yavrular bulmak için kurtların yuvalarını yağmaladılar. O dönemde evcilleşen bu kurtlar günümüz köpeklerinin ataları oldu. Artık kurt yavrusu aramaya gerek kalmamıştı. İyi koşullarda yetişen köpekler hızla çoğalıyorlardı.

13 bin yıl önce bazı insanlar tarımı başlatarak yerleşik düzene geçti. Tarım devrimi başlamış oldu. İnsanların diyetine tahıl ürünleri daha fazla girdi. (ilk mahsuller buğday ve arpa idi) Çiftçilikle uğraşmak yüzünden avcılığa az vakit kalıyordu, dolayısıyla insanların et tüketimi azaldı. Ama yerleşik yaşam nüfusun hızla artmasını sağladı.

9000 yıl önce insanlar artan et ihtiyacını karşılamak için yabani domuz ve keçileri yakalayarak tutsak ettiler, beslediler, çoğalttılar, büyüttüler ve ihtiyaç duyduklarında bazılarını kesip yediler. Zamanla bu hayvanlar evcilleşti. İnsanlar bu yöntemle diyetlerine daha çok protein katabildiklerini gördükten sonra etinden, sütünden, yumurtasından, yününden, gücünden ve sevimliliğinden yararlanabilecekleri hayvanları da evcilleştirmeye çalıştılar. 8 bin yıl önce koyun ve inek, 7 bin yıl önce tavuk, 6 bin yıl önce kedi, 5 bin yıl önce at, eşek ve deve evcilleştirildi. Evcilleşen hayvanlar artık doğal seçilimle değil, insan seçimiyle evrimleşiyordu. Günümüzdeki evcil hayvanlar ilk evcilleştiklerinde bugünkü kadar verimli ve faydalı değildi.  

7500 yıl önce insanoğlu madenleri keşfetti. Madenleri eritip eşya yapmaya başlamalarıyla taş devri sona erdi, maden devri başladı. 2300 yıl sürecek maden devri; bakır, tunç ve demir çağları olarak üçe ayrıldı. Maden devrine girildiğinde dünya nüfusu 5 milyon civarındaydı.

6500 yıl önce insanlar su üzerinde taşıma yaptıkları kayık tipi araçları icat ettiler. (Salları ise daha önce de kullanıyorlardı.)

6000 yıl önce (MÖ 4000’li yıllarda) insanlar kentler (büyük köyler) ve krallıklar (uluslar) oluşturmaya başladılar. Kentlerini büyütmek ve halkı bir arada tutmak için dinden faydalanmayı icat ettiler. Büyük tapınaklar modası başlamıştı.   

5500 yıl önce (MÖ 3500’lü yıllarda) insanlar tekerleği ve camı keşfetti.

5200 yıl önce (MÖ 3200’lü yıllarda) insanlar yazıyı keşfetti. Yazının keşfiyle tarih öncesi çağlar kapandı.
Not: Tarih öncesi çağlar ikiye ayrılır; birincisi 2,2 milyon yıl süren taş çağı, ikincisi 2300 yıl süren maden çağıdır.

4300 yıl önce (MÖ 2300’lü yıllarda) ilk çok şehirli devlet olan Akad İmparatorluğu kuruldu. Bundan önceki devletler şehir krallıklarıydı.

3750 yıl önce (MÖ 1750’li yıllarda) devletleri kurumsallaştıracak hamlelerden ilki atıldı. Babil’de Hammurabi Kanunları yayınlandı.

2500 yıl önce (MÖ 500’lü yıllarda) insanlar ilk demokrasi uygulamasını hayata geçirerek politik oylama yaptılar.  

2200 yıl önce (MÖ 200’lü yıllarda) insanlar kağıdı keşfetti.

2016 yıl önce, Milad’ın başında dünya nüfusu 300 milyon civarındaydı. Bu nüfus yaklaşık 100 yıl boyunca hemen hemen hiç değişmedi. Savaşlar ve hastalıklar insanoğlunun nüfus artışını engelledi.
Not: Dünya nüfusu 500 milyona 1650’li yıllarda, 1 milyara 1802 yılında, 2 milyara 1927 yılında, 3 milyara 1961, 4 milyara 1971 yılında, 5 milyara 1987 yılında, 6 milyara 1999 yılına, 7 milyara 2011 yılında ulaşılmıştır.

1000 yıl önce (MS 1004) insanlar pusulayı icat etti.

900 yıl önce (MS 1100’lü yıllarda) insanlar ilk matbaayı yaptılar.

407 yıl önce ilk teleskop yapıldı.

360 yıl önce ilk mekanik saat icat edildi.

318 yıl önce ilk ticari buhar makinesi icat edildi.

216 yıl önce pilin icat edilmesiyle yüzyıllardır bilinen elektrik kullanılabilir hale geldi.

202 yıl önce ilk fotoğraf çekildi, ilk buharlı lokomotif yola çıktı.

170 yıl önce insanlar telgrafı buldu.

154 yıl önce insanlar plastiği icat etti.

140 yıl önce insanlar telefonu icat etti.

115 yıl önce ilk radyo yayını yapıldı.

113 yıl önce insanlar uçmayı başardı.

90 yıl önce ilk televizyon yayını başladı.

88 yıl önce ilk antibiyotik olan Penisilin pazara sunuldu.

78 yıl önce ilk bilgisayar yapıldı.

69 yıl önce transistor icat edildi.

63 yıl önce laboratuvarda hücre benzeri organik oluşum elde edildi. (Miller-Urey Deneyi)

59 yıl önce ilk uydu yörüngeye yerleştirildi.

56 yıl önce lazer bulundu.

55 yıl önce insanoğlu atmosferin dışına, uzaya çıktı.

47 yıl önce insanoğlu aya ayakbastı.

44 yıl önce ilk defa bir canlının (bitkinin) genetiği (DNA’sı) değiştirilmiştir.

35 yıl önce insanlar evlerine/kendilerine bilgisayar almaya başladı.

25 yıl önce internet ve cep telefonları sıradan insanların da hayatına girdi.

20 yıl önce insanın genetik haritası çıkarıldı. Yani DNA’mızda yer alan 25 bin genin şifreleri tek tek çözüldü ve ne işe yaradıkları anlaşıldı. (Gen, ebeveynden çocuklarına geçen belirli bir karakteristiği taşıyan biyolojik kalıtım birimidir. DNA sarmalında farklı uzunluklarda bulunan genlerin her birinin işlevi farklıdır.)

10 yıl önce akıllı telefonlar insanlığın kullanımına sunuldu.

6 yıl önce laboratuvarda yapay DNA elde edildi ve normal hücrenin DNA’sıyla yer değiştirilebildi.

Bugün yeryüzünde ökaryot hücreli 8,7 milyon tür canlı var olduğu tahmin ediliyor. Bunların 1,2 milyonu keşfedilebilmiş ve sınıflandırılabilmiş durumdadır. Ökaryot hücreli bu canlı türlerinin %88,9’u hayvanlara, %3,4’u bitkilere, %7’si mantarlara, %0,3’ü yosunlara, %0,4’ü tek hücrelilere aittir.  Yani tüm canlı türleri arasında hayvan türü çeşitliliği ezici çoğunluktadır.
Not 1: Yeryüzünde bulunan hayvan türlerinden sadece %12,3’ü (7,7 milyon hayvan türünden sadece 953 bini) keşfedilebilmiş ve sınıflandırılabilmiştir.
Not 2: Kambriyen dönemi başlangıcından (550 milyon yıl önceden) itibaren dünyada yaşamış ama evrimleşmeyle veya doğal felaketlerle veya kıtlıkla ortadan kaybolmuş hayvan türlerinin toplam sayısı uzmanlara göre bugün yaşayan hayvan türlerinin bin katı, yani 7,7 milyar adettir.
Not 3: Dünyada bulunan bakteri benzeri prokaryot hücreli canlıların toplam ağırlığı ökaryot hücreli canlıların ağırlığının 2 katıdır.
Not 4: Homo Sapiens’in ortaya çıkmasından sonra geçen 200 bin yılda yer yüzünde 110 milyar insanın yaşadığı tahmin ediliyor. Şu anda dünyanın nüfusu yaklaşık 7,5 milyardır.

10 yıl sonra insanlar gen tedavisi görerek birçok hastalıktan kurtulacak, yaşlılar daha genç gözükecek ve ortalama ömür sıçramalı bir şekilde artacak.

25 yıl sonra doğanların ortalama ömrü 150 yılı geçecek.

40 yıl sonra dünya mini buzul çağına girecek. Bugün sebep olduğumuz küresel ısınmaya dünyanın tepkisi olarak 40 yıl sonra dünya soğumaya başlayacak, kutuplardaki buzul ve karlı bölgeler genişleyecek. Mini buzul çağı yaklaşık 150-200 yıl sürecek. Yüz yıl içinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu toprakları bugünden daha verimli hale gelecek.

100 yıl sonra evrende dünyaya benzer her gezegene uzay gemileriyle yaşam formları taşıyacağız. Uzay gemilerimizin taşıdıkları bakteriler, arkeler, algler, planktonlar, virüsler, bitkiler ve benzeri ilkel yaşam formları vardıkları gezegenleri 100 ila 500 yıl arasında insan ağırlayabilecek düzeye getirecekler.

200 yıl sonra daha önce yaşam formu gönderdiğimiz gezegenlere bu sefer devasa uzay gemileriyle insanlar göndereceğiz. Nesiller boyu sürecek bu yolculuğa yanımızda hayvanları da götüreceğiz.

13 bin yıl sonra dünya yörüngesinden çıkacak ve tersine dönmeye başlayacak. Bu sayede mevsimler yer değiştirecek. Avustralya yılbaşına kışın girecek.

500 bin yıl sonra dünya büyük buzul çağına girecek ve dünya kartopuna dönüşecek.

200 milyon yıl sonra tüm kıtalar birleşerek süper kıta oluşturacaklar.

2 milyar yıl sonra giderek ısınan ve genleşen güneş nedeniyle Dünya'da buharlaşma artacak ve okyanuslar buharlaşıp yok olacak. Yeryüzünde çok ender yerlerde ve yer altında bir miktar su kalacak ama onlar da milyonlarca yıl sonra uzaya uçup gidecek. Bu süreçte bitkileri hayatta tutan karbondioksit git gide azalacak. Karbondioksitin azalması bitkilerin azalmasına ve yok olmasına yol açacak. Bitkilerle birlikte hayvanlar ve insanlar da azalacak ve yok olacak. Mikropların çoğu yok olacak, hayatta kalanları yer altındaki nemli havzalara çekilecek.

2,8 milyar yıl sonra dünyada hiçbir yaşam formu kalmayacak. Gezegenimiz bugünkü Venüs’e benzeyecek.

4 milyar yıl sonra Samanyolu ve Andromeda birleşerek çok büyük yeni bir galaksi meydana getirecekler.

8 milyar yıl sonra dünya yok olacak. Katili, son 4 milyar yıldır sürekli büyüyen güneş olacak. Dünyayı yutarak veya buharlaştırarak öldürecek.

15 milyar yıl sonra güneş küçülecek ve tamamen sönecek. Maalesef karadelik de olamayacak.

100 trilyon yıl sonra evrende parlayan yıldız kalmayacak. En son yıldız da sönmüş olacak.

100 katrilyon yıl sonra evren belki çökerek, belki donarak, belki yırtılarak, belki de parçalanarak yok olacak. Belki de bu yok olma çok daha sonra olacak. Belki de evren hiç yok olmayacak.


Evrenin, dünyanın, canlıların ve insanın varoluşuna dair kilometre taşları bilim adamlarınca şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konuyor. Bugünlere nasıl geldiğimiz yüzde yüze yakın bir oranda biliniyor. Dünya ve insanoğlu kendi kaderini çizdi ve çizmeye devam edecek. Yaşam piyangosu bize çıkmışken yaşamımızı anlamlı kılmak için araştırmaya, öğrenmeye ve beynimizi geliştirmeye devam etmek en doğrusu.


Bu yazıdan öğrendiklerini hoşunuza gittiyse bunları da okuyun: