Popüler Yayınlar

17 Ocak 2013 Perşembe

2015 Yılında Ekonomiye Dikkat


2013 yılının başında 2015 ekonomisinden bahsetmek de nereden çıktı diyorsunuz, değil mi?

Bu blog’un takipçilerinden çoğu benim aynı zamanda ekonomist olduğumu bilmez. Evet, ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Ekonomist diplomasına sahip bir pazarlama danışmanıyım. Ekonomiyi de ekonomiye dair alınan kararları da elimden geldiğince iyi takip ederim. Her yılın sonunda müşterilerime, yeni yıla dair ekonomik öngörülerimi içeren bir rapor gönderirim. Şu ana kadar da bu öngörülerimde yanılmamış olduğumu da bilmenizi isterim. (2013 yılı ekonomik öngörülerimi okumak için web sitemdeki “sürpriz” bölümüne tıklayabilirsiniz.)

Neden 2015 yılındaki ekonomik duruma dikkatleri çekmeye çalışıyorum?

Türkiye gündemini ve ekonomisini çocukluğundan beri takip eden birisi olarak Türkiye’de her 7 yılda bir ekonomik kriz yaşandığını gördüm, yaşadım. Son yaşanan 2008 krizinin (hani başbakanın “teğet geçti” dediği ama birçok firmanın dalağını parçalayan krizden bahsediyorum) üzerinden 5 yıl geçti. İki yıl sonra 7 yıl geçmiş olacak. Yani tarih tekerrürden ibaretse 2015 yılından da bir kriz bizi bekliyor olabilir. Tabii 2015’in kriz yılı olacağı “kehanet”im sadece bu 7 yıllık periyoda bağlı değil. Siyasi ve ekonomik alanlardaki son gelişmelerin ülkemizi yeni bir ekonomik krize doğru sürüklediğini de görebiliyorum.

Kriz emarelerinden bahsetmeden önce, 1971 doğumlu birisi olarak aklımın erdiği, şahit olduğum ekonomik krizler üzerinden size “7 yıllık kriz döngüsü” tezimi anlatmaya çalışacağım. İşte yedişer yıl arayla yaşadığımız krizler;

·         1980: Bize “Aman Petrol” şarkısını armağan eden bir krizdi. 1979 yılından itibaren OPEC’in petrol fiyatlarını inanılmaz artırmasıyla zaten siyasi ve ekonomik istikrarı olmayan Türkiye daha da batağa girdi. İşsizlik %20’leri geçti. 24 Ocak kararlarına rağmen iyileşemeyen ekonomi 12 Eylül darbesiyle daha da bir dibe vurdu.

·         1987: Turgut Özal’ın başbakanlığında liberal politikalarla ekonomisi kabuk değiştiren Türkiye hızla dış açık vermeye, dolayısıyla borçlanmaya başlamıştı. Kamu harcamalarının da artması cabasıydı. Özal para basarak ve devalüasyon yaparak bütçeyi dengelemeye çalışsa da 1986’da yavaşlayan ekonomik çark 1987 yılında neredeyse durdu. Köşeye sıkışan Özal erken genel seçime gitti. Seçim ekonomisi ülkeyi daha da güçsüzleştirdi ve 1987’nin etkileri 1988 ve 1989’da da hissedildi.  

·         1994: Serbest ekonomiye daha fazla adapte olan ekonomimiz, ithalatın ihracattan daha fazla artmasıyla dış borcu ve onun getirdiği faiz yükünü kaldıramaz hale gelmişti. Siyasi karmaşanın ve faili meçhul cinayetlerin had safhada olduğu 1993 yılının bitiminden sonraki ilk Ocak ayında müthiş bir devalüasyon dalgası geldi. Dolar 2-3 aylık biz zaman diliminde %100 değer kazandı, enflasyon da %100’ün üzerine çıktı. Tansu Çiller’in başbakanlığındaki koalisyon hükümeti de meşhur 5 Nisan kararlarını açıkladı.

·         2001: 1999 yılında Rusya ve Asya ülkelerini kavuran kriz, Türkiye’yi çok hırpalamamış ama yine de Dış borç stoku 120 milyar dolara dayanan Türkiye için batı ülkeleri ve IMF uyarılar yapmaktaydı. Son on yıldır süre gelen paradan para kazanma taktiği kendini besleyemez duruma gelmiş, tavan yapan faiz ve repo gibi araçlar bankaların lehine değil aleyhine çalışmaya başlamıştı. 2000 yılında dış bankaların bankalarımızdan kredilerini geri çekmesiyle başlayan süreç “çakma bankalara” el konulmasıyla sonuçlandı. 2001’in ilk aylarında Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’in anayasa kitapçığını Başbakan Ecevit’e fırlattığı anda, baskılanan ekonomik kriz patladı. Enflasyon ve döviz yine müthiş sıçramalar yaşandı. Siyasi kriz de işin üzerine tuz biber ekti. Öyle ki; Türkiye tüm kurum ve kuruluşlarıyla nerdeyse çökme aşamasına gelmişti. (Bazı ekonomistler gibi ben de 2001 krizinin bir bölümünün yerli ve yabancı kodaman iş adamlarının Türkiye’yi hortumlama projesi olduğunu düşünmekteyim)

·         2008: Bu kriz aslında dış kaynaklıydı ve ülkemizi derinden etkilemesine rağmen başbakanın “teğet geçecek” açıklamasını yalanlamamak için medyamızda fazla gündem işgal etmedi. Durgunlukla, hatta resesyonla savaşan ABD ve AB ülkelerinde ekonomik krizin çıkacağı söylentileri 2004 yılından beri dillendiriliyordu. 2007 yılının sonlarında ABD emlak piyasasındaki çökmelerin bankacılık sektörünü sallamasıyla başlayan ve tüm dünyaya sıçrayan kriz elbette Türkiye’yi de etkiledi. Nitekim 2008’in üçüncü, dördüncü ve 2009’un birinci ve ikinci çeyreklerinde Türkiye eksi büyüme (yani ekonomik daralma) gösterdi. Bir çok firma kepenk kapattı.   

Gördüğünüz gibi son 30 yılda 7 yıllık periyodlarda mutlaka önemli bir ekonomik kriz atlatmışız. Peki, bu döngü kırılmış olamaz mı? 2015 yılında kriz kehanetim “21 Aralık 2012 kıyamet günü” kehaneti gibi fos çıkamaz mı? İnşallah fos çıkar. Yine de tedbiri elden bırakmayıp, 2015 yılında bizi krize sokabilecek konuları ele alıp, hem krizi oluşturacak koşulları yok etmek, hem de kriz yaşanacaksa ülke ekonomisinin de, firmaların da, bireylerin de en az etkilenmesini sağlayacak önlemleri şimdiden almak gerekir.

Yukarıda bahsettiğim kriz yıllarına daha ayrıntılı bakarsanız, tüm krizlerin “ben geliyorum” diyen emarelerini görürsünüz. Olası 2015 krizinin emareleri olarak gördüğüm konular şunlar:

·         Suriye meselesi. Suriye parçalanabilir ve bu parçalanmanın öncesinde ve sonrasında bize kötü roller düşebilir

·         İran meselesi. ABD ve İsrail her an İran’a saldırabilir. Bu saldırının öncesinde ve sonrasında bize kötü roller düşebilir.

·         İsrail meselesi. İsrail bölgede güçlü ve sözü geçer bir Türkiye istemiyor. Ortadoğuda huzur , gelişmişlik ve barış da istemiyor. Çünkü 60 yıldır, diasporadan desteği de, topraklarına toprak katmayı da, tersine göçü de, Ortadoğu’nun karışıklığına borçlu. Ortadoğu’yu toparlayacak dominant bir Türkiye istemediği için komplolar çevirdiğini düşünüyorum. İsrail’in oyunları önümüzdeki 2 yılda daha da artacaktır.

·         ABD ve AB faktörü. Her ikisi de nasıl bir Türkiye istediklerinden emin değil. Güçlü Türkiye isteyenler ile Hasta Türkiye isteyenler arasında bir çatışma olduğu muhakkak. Uzun süredir sessiz kalan Hasta Türkiye isteyicileri önümüzdeki yıllarda aktif hale gelebilirler.

·         Kürt meselesi. Öyle sanıyorum ki, büyük Ortadoğu projesi kapsamında, sınırlarımızı böldürmeden, İran’ın kuzey batısını, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyini kapsayan bir bölgede Kürdistan kurulması için hükümetimiz çaba harcıyor. Bu tehlikeli oyunun başımıza yıkılma ihtimali var.

·         İnşaat sektörü. AKP hükümeti iktidara geldiği günden beri Keynes’yen bir politika güdüyor. Yani devlet harcamalarıyla ekonomiyi canlı tutmaya ve büyütmeye çalışıyor. Bu politikanın en büyük ayağı da İnşaat Sektörü. Hükümet inşaat sektörünü canlı tutmak için elinden geleni yapıyor. Hükümetin, TOKİ, Kentsel Dönüşüm, B2 Arazileri, otoyollar, köprüler, Kanal İstanbul ve daha pek çok projeye önem vermesinin sebebi bu. Bu politika doğru bence, nitekim ekonomik başarı da ortada. Yalnız iş adamlarımızın aç gözlülüğünü ve finansal beceriksizliğini hesaba katmak gerekiyor. İnşaat sektöründe ardışık batmalar, Allah korusun, ekonominin bir haftada çökmesine neden olabilir. (Fi Yapı’nın ve Ukra İnşaat’ın iflas ertelemeye başvurmaları hayra alamet değil)

·         Politik hırs. Başbakan RTE, başkanlık sistemini gözüne kestirmiş durumda. Çok köklü bir anayasa değişikliği de içeren başkanlık sistemi muhalefet ile hükümet arasını daha da gerecektir. Bu gerginliğin ekonomiye yansıyacağı kesin. Böyle kritik bir dönemde Türkiye’nin kurum ve kuruluşlarını kökten değiştirecek bir karar almak istikrarı bozacaktır.

·         İdeolojik körlük. Dincilerden gerçek demokratlık beklemek hayalciliktir. Onlar göstermelik demokrattırlar. Maalesef başarılı bir başbakan olmasına rağmen, İslamcı yanı ağır basan RTE ve AKP hükümeti her geçen gün birer birer İslami kuralları hayata sokuyor. Modern hayattan haz almayan, eğlenmeyi bilmeyen, yeniliklere açık olmayan, kadın-erkek eşitliğine karşı çıkan, mezhepçilik-cemaatçilik ilişkilerine prim veren, fırsatlardan yandaşlarının yararlanacağı bir ekonomik düzen kuran, eski çağların zihniyetiyle ilerleyebileceğini sanan, yasakçı ve baskıcı anlayışın ülke iklimine egemen olması bir ülkeyi batırır ve parçalar (Örnek: Arap ülkeleri). Radikalleşen bir ülkede dünya ile rekabet edecek markalar da, firmalar da filizlenemez, ekonomi de batıyla yarışamaz. Dolayısıyla dünyaya “huzur İslam’da” diyemezsin, İslam’ın marka değerini yükseltemezsin. Ezcümle; RTE aldığı karalarla Türkiye’yi demokratik, laik ve hukuk devleti anlayışından uzaklaştırdıkça toplumsal huzursuzluk ekonomik bozulma olarak karşısına çıkacaktır.

·         Savurganlık. Başbakan RTE eskisi gibi tutumlu değil. Eski başbakanlarımız gibi bol keseden harcamaya başladı. Ekonomide aldığı yolun yeterli olduğunu düşünmeye başladı bence. Politik anlamda bölgesel güç olmamızı sağlayacak eylemleri finanse edebilecek bir bütçemizin olmadığını biri başbakana söylemeli. Türkiye 1 trilyon dolarlık GSYİH’ya ulaşmadan RTE’nin bu rolü finanse etmesi zor. Bu tutum bütçeyi olumsuz anlamda etkileyecektir. Nitekim etkiliyor da.

Yukarıdaki emarelere bir de ekonomisi sürekli bozulan sektörlerimizi katarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Zaten şirketlerimiz uzun bir süredir karsızlık problemi yaşamaktadır. Ekonomide esecek hafif bir rüzgar bile binlerce KOBİ’yi iflasa sürükleyecektir.

2002 yılından beri iktidarda olan ve başarılı ekonomik politikalar yürüten güçlü bir hükümet varken 2 yıl sonra 2015 yılını kötü geçireceğimize inanmıyor olabilirsiniz. Ama tezimi göz ardı etmeyin ve 2015 yılına temkinli girin derim.

Yine de 2013 yılında ve 2014 yılının ikinci yarısına kadar ekonomimizin canlı gideceğini ve büyüme oranlarımızın pozitif olacağını tahmin ediyorum. Bugüne kadarki ekonomik birikim ülkeyi 1,5 yıl daha idare eder. Ama korkarım yukarıda saydığım sebeplerden dolayı 2014’ün ikinci yarısından itibaren ekonomide daralma baş gösterecek.  

2015 tahminimi ciddiye alan firmalara ve bireylere tavsiyelerim şunlar: Öncelikle devam eden yatırım projelerini 2014 yılında tamamlasınlar. Planladıkları projeleri de 2016 ve sonrasına atsınlar. 2015 yılı durgun geçecek, büyüme yerine küçülme yaşayacaksınız. Yatırımda ve kredi borcunda yakalanmamanızı öneririm. 2015 yılına girerken likid kalmanız daha iyidir (yani bankada paranızın, altınınızın olması iyidir.) Zira krizin son günlerinde hem firmanızı finanse edebilirsiniz hem de satın almayı düşündüğünüz firmaları daha ekonomik bir fiyata satın alabilirsiniz. Kriz dönemlerinde borsa da dip yapacağından değerli firmaların hisselerini daha uygun fiyattan alabilirsiniz. Kriz zamanlarında reklam harcamalarınız marka bilinirliğinizi normalden daha fazla artırır. Çünkü rakipleriniz büyük bir ihtimalle krize hazırlıksız yakalanıp reklam bütçelerini iptal edeceklerdir. Kriz zamanında kimsecikler ortada yokken (dolayısıyla ekonomik fiyatlardan) bolca reklam yapmak marka değerinizi çok yükseltecektir. 2015’e girerken kenarda köşede reklam bütçeniz olsun. 2015 yılından sağ salim çıkarsanız pazar payınız artmış olacaktır. Kredi çekecekseniz TL bazlı olsun. Döviz bazlı kredilerinizi 2014 senesinin sonuna kadar kapatın veya 2015’te devam edecek döviz bazlı kredileri TL’ye çevirin. 2014 yılının ortalarında TL birikiminizi dövize veya altına döndürmenizi öneririm. 2014 yılının ikinci yarısından sonra borsadan da uzak durmak gerekir. 2014 yılında arsa ve ev yatırımı pek mantıklı durmuyor çünkü 4-5 yıl boyunca aldığınız fiyatın altında satma ihtimaliniz çok yüksek. Maketten ev alacaklar da 2014 yılının sonunda teslim edilecek projelere yönelsinler veya sermaye yapısı güçlü inşaat firmalarından ev alsınlar.

Umarım 2015 yılına dair öngörülerim doğru çıkmaz. Ya da birileri yukarıda dile getirdiğim konuları dikkate alır da, 2015 yılının ülkece daha az hasarlı atlatırız.

Ben 2015 krizine yol açacağını düşündüğüm gelişmeleri ve emareleri burada sizlere aktardım. 2015 yılında ekonomik kriz yaşanıp yaşanmayacağına siz karar verin. Uyaran ben olayım, önlem alıp almamak sizlerin kararı olsun.